SON DAKİKA

CUMHURBAŞKANIMIZA CUMHUR’UN MESAJI!..

Bu haber 27 Haziran 2019 - 22:38 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Benim meselem, benim gibilerin meselesi de o devenin meselesidir. Allah canımı Cumhurbaşkanıma kurban etsin amma, partinin içindeki beş para etmez bazı adamları görüyorum ya hani. Kahrımdan ölüyorum. Benim yularımı bu eşeklere bağladığı için Tayyip Erdoğan’a helal etmiyorum.

Süleyman Özışık, bugün kendi sitesinde yayınladığı yazısında; hakikaten yürekleri dağlayan, ‘’vatandaşa mesajımızı ulaştıramamışız’’ sözünün aksine; ‘’vatandaşın, bir türlü mesajını ulaştıramadığı’’ gerçeğini haykıran, yüreği yaralı bir büyüğümüzün ‘’mesajını’’ iletmiş… Aslında milyonlarca yüreği yaralı kişinin mesajı da; bu mesaja yüklenmiş…

İşte Özışık’ın kaleminden; milyonlarca duygu yüklü o hikâye:

31 Mart seçimlerinden sonra iş için gittiğim Üsküdar’da bir kafede oturdum. Bir yandan çay içiyorum, diğer yandan da telefondan internet sitelerine ve sosyal medyaya bakıp gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum.

80 yaşlarında bir amca gelip masamın önünde durdu. Başımı kaldırıp baktığımda, Doğu şivesiyle, “Sıkıntı olmayacaksa biraz oturayım” dedi.

Buyur ettim!

Selam, kelam, hoş sohbet derken, “Sen beni tanımazsın ama ben seni tanıdım. Zaman zaman televizyonlarda bir şeyler anlatıyorsun, dinliyorum” dedi. Aldık çayları, karşılıklı içmeye başlarken, ben hiç sormadan kendini anlatmaya başladı.

“Benim adım Muhammed. Bingöllüyüm. Refah Partisi’nin Bingöl Teşkilatı’nı kuran kişiyim. O zamanlar durum başkaydı tabi. Ben Türkiye’nin altın toptancısıydım. Koç’u, Sabancı’sı hikâye yani. 

Erbakan Hoca’nın yüzünü yere düşürmemek için, dava sancağını yukarıda tutmak için çok emek verdim o dönemde. Anlatmak ayıp olacak gerçi ama, partinin yükü bizim omuzlarımızdaydı. Her ay bugünün serveti sayılacak meblağı partiye aktardığımı bilirim.

Sonra yaşımız ilerledi ve haliyle AK Parti’nin kuruluş döneminde geri çekildim. “Desteğimiz tam ama artık siyasette olmayalım” dedim. Allah biliyor, kenara çekildiğimiz dönemde de destek vermeye devam ettik.

Şimdi İstanbul’da öyle böyle geçiniyoruz ama Allah’a şükürler olsun, aç değiliz açıkta değiliz” diyerek hikâyesini bir çırpıda anlattı.

Anlatırken öyle bir iç çekiyor, öyle bir dertleniyor ki anlatamam. Allah adına yemin olsun ki ben Muhammed amcanın yüzündeki kedere, gözlerinde beliren o acı bakışa bir başka insanda rastlamadım.

Partinin bazı teşkilatlarında ve belediyelerinde şahit olduğu akla ziyan olayları anlattı sonra. “Parti bu durumlara düşmemeli, bu adamlara kalmamalıydı “diye hayıflandı.

Sonra, “Beni yıldırım gibi çarptı” dediğim sözler döküldü ağzından…

“Bak, Allah benim canımı Recep Tayyip Erdoğan’a kurban etsin. Hem vallahi, he billahi bunu gönülden söylüyorum, çünkü ben onu canımdan çok sevdim. Ama bir konu var ki ben o konuda hakkımı ona helal etmeyeceğim” dedi.

“Yahu kurban olayım Muhammed amca, bu söylenecek laf mı şimdi? Hem canından çok seviyorsun hem hakkımı helal etmem diyorsun. Bu olacak iş mi?” diye elini tuttum.

80 yaşında adam ağladı ağlayacak! Çenesi titriyor, gözleri doluyor, belli etmemek için yüzünü sıvazlıyor, ama bir türlü rahatlamıyor.

İçinden, kendisini tüketen bir ur çıkarırcasına “Bak sana bir hikâye anlatayım Süleyman Efendi oğlum” dedi ve anlatmaya başladı.

Vakti zamanında adamın birinin bir devesi varmış. Sahibinin her isteğine boyun eğen, onun git dediği yere giden, sırtına vurduğu her yükü taşıyan bir deve işte. Günün birinde adam yine devesinin sırtına binmiş, “Yürü ey deve “diye seslenmiş.

Rivayet odur ki deve Allah’ın izniyle dile gelmiş:

“Bunca yıldır seni sırtımda taşıyorum, bir kez bile sözünden çıkmadım. Ne dediysen yaptım. Beni incittiğin, hırpaladığın zamanlar da oldu. Bunlar için benden bir helallik almadan Allah’ın huzuruna gitmeye korkmuyor musun? “diye sormuş sahibine…

Adamın beti benzi atmış.

Devenin sırtından inmiş, karşısına geçmiş ve “Eğer sana bir haksızlığım olduysa, seni incittiysem bana hakkını helal et” diye yalvarmaya başlamış.

Edersin, etmem pazarlığı epey sürdükten sonra deve ikna olmuş ve sahibine “Sana her hakkımı helal ederim ama bir hakkımı helal etmem” demiş.

Adam şaşırmış, “Helal etmeyeceğin kusurum nedir ki?” diye sorunca deve canını en çok yakan olayı anlatmaya başlamış.

“Zaman zaman benim yularımı eşeğe bağladın, eşeği bana rehber ettin ya hani. İşte o hakkımı helal etmem” demiş.

“Sen ne yaptın Muhammed amca!” demeye fırsat vermeden, eliyle dur işareti yaparak anlatmaya devam etti:

“Benim meselem, benim gibilerin meselesi de o devenin meselesidir. Allah canımı Cumhurbaşkanıma kurban etsin amma, partinin içindeki beş para etmez bazı adamları görüyorum ya hani. Kahrımdan ölüyorum. Benim yularımı bu eşeklere bağladığı için Tayyip Erdoğan’a helal etmiyorum.” dedi.

Yemin ediyorum, dinlerken nefes almayı unuttum. Bildiğim kelimeler beni terk etti gitti, ne diyeceğimi bilemedim.

Tam bir şeyler geveleyecekken, yine susturdu:

“Bak sen gazetecisin. Sana vebal bırakıyorum. Cumhurbaşkanı’na ulaşabilir misin ondan pek emin değilim ama ulaşamazsan bunu yaz. Yaz ki bu hakkın altında kalmasın! Milletinden helallik alsın” dedi.

Cumhurbaşkanım duyar mı duymaz mı bilemem.

Lakin şunu bilirim ki Muhammed amca gibi pek çok insan “Yularının bağlandığı isimlerden” şikâyetçi ve ‘’Cumhurbaşkanı’nın bu meseleye çözüm bulmasını’’ istiyor.

DipDalga.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.