SON DAKİKA

ERDOĞAN’A, “BAŞKAN, SEN NE İSTİYORSUN?” DİYE SORDULAR..

Bu haber 21 Nisan 2019 - 1:16 'de eklendi ve kez görüntülendi.

FETÖ’nün 15 Temmuz’da giriştiği kahpe darbe girişimine kanıyla canıyla en ciddi direnci gösteren Büyük Doğu – İBDA hareketinin yayın organlarından Baran Dergisi yazarı İbrahim Tatlı, “Başkan, Sen Ne İstiyorsun?” başlıklı yazısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendi.

İbrahim Tatlı, “İşte geldiğimiz nokta budur. İflas etmiş düzeni değiştirip Hakkın istediği hayatın yaşanacağı nizamı inşa etmek yahut yok olup gitmek arasında bir berzah. Cümle emperyalistlerin ve hainlerin hedefi olan bir devletin başındasın. Cümle Müslümanların umudu, duası ve İslâm’ın son kalesi olan bir devletin başındasın.. Demokrasi popülizm ister. Peki, hangi popülizmle her seçimi kazanabilirsin?. Bunca emekten sonra her şeyin bir seçimle alt üst olmasını istemezsin.. İbda Mimarı’nın mealen, “şartlar Türkiye’yi tarihi misyonunu ifa etmeye zorluyor” sözünü hatırlatırım. Şartlar Türkiye’nin başkanı olarak en çok seni zorluyor. Her türlü fırsat ve teşebbüs gücü senin elinde. Artık eski paradigma üzerinden giderek kör topal devam eden statükonun yürümeyeceği açıktır. Müslüman halk, yani bu devleti ayakta tutan, açken bile fedakârlık yapan, sen istedin diye bir avuç dolarını bozduran, tankların altında ezilen, partili kodamanlar tarafından adam yerine konmadığı halde şu memlekette adam olarak tek seni gören millet senin yanındadır.. Bu şartlar altında ne yapmak istiyorsun?.” diye sordu.

Baran Dergisi’nin 639. sayısında yer alan o yazı, özetle şöyle:

“Bu milletin 28 Şubat saldırısına karşı 2002 seçiminde seni tek başına iktidara getirmesi, kaybettiği nizamını arayış çabası değil midir? DSP-ANAP-MHP hükümeti zamanında patlayan ekonomik krizlerin etkisi inkâr edilemez ama asıl sebep senin renginin bu milletin rengiyle aynı olması, yani İslâm’ın rengi olan yeşil değil midir?

O günden bugüne kaç seçim boyunca dünya şartlarını ve içteki engelleri gözeterek verdiğin mücadelede, nizamına doğru hareket eden Akıncı mefhumuna denk düşmektedir. Danışmanların belki bunu böyle görmüyor, bilemem, ama düşmanların kesinlikle böyle gördü ve bu yüzden sana en adi hilelerle çelme takmaya çalıştı. Onların her türlü sefil numaralarına karşı iyi oyun kurarak kazanmayı başarman bizler için takdir ve iftihar vesilesi olmuştur.

Oyunları bozarak ilerlediğin yolunu nihayet güç kullanarak kesmeye kalkan düşman 15 Temmuz saldırısıyla işi kökten halletmeye kalktığında, bu saatten sonra kaybetmeye tahammülü olmayan millet ayağa kalktı ve saldırıyı durdurdu. Herkesin sahiplenmeye çalıştığı bu zafer hiç şüphesiz Viyana’ya kadar giden akıncının dirilmesiyle kazanılmıştır, Müslüman halkın zaferidir, İslâmın zaferidir. Bu hadisede düşmanın oyununu sezip ona göre oyun kurman ve sergilediğin liderlik bile tek başına tarihe geçmen için yeterlidir. Bu erkek millet, önünde erkek görmek istedi, sen de erkekçe davrandın. Buna dost düşman şahittir.

Gel gelelim zaferle beraber zaaf da kendini gösterdi. Emperyalistlerin bizi toptan öldürüp yok etmek yerine kendi dünya görüşlerine uydurarak bu milletin ruhunu köleleştirmek için kurdurdukları sahte düzenin dayandığı kaba kuvvet, milletin yumruğuyla ezildikten sonra galip taraf olarak ne yapacağını bilememe problemi doğdu…

Şimdi; artık bütün dünya farkındadır ki, demokrasi de dâhil olmak üzere batının dünyaya fiilî ve zihnî işgal yoluyla yaydığı fikirler hiç kimseyi mutlu etmemiştir ve kurdukları dünya düzeni birkaç Yahudi ailesinin dünya hâkimiyetinin idamesinden başka bir işe yaramamaktadır. Dünya yeni bir nizam, yeni bir kozmoloji arayışı içindedir. Hal böyleyken ve üstelik bizler Müslüman olduğumuz halde, bizi nizamımızdan ayrı düşürmek isteyenlere karşı yapışmaya mecbur olduğumuz demokrasiyle daha nereye kadar gidebiliriz.

Evet, biz Müslümanız, öyleyse İslâmî bir nizam istemeliyiz. Allah’ın razı olmadığı düzene gücü yetene kadar katlanmakla gücü ele geçirdiği halde ne yapacağını bilemediği için aynı düzeni biraz yumuşatarak devam ettirmek birbirinden çok farklıdır. İlkinde Müslümanlar mazurdur, ikincisinde ise Allah katında mesuldür…

İşte biz de çok şükür yenilmedik ve hala bir şeyler, hayır birçok şey yapabilecek durumdayız. Sen samimi olarak bu yiğit ve mazlum milletin yanındasın. Buna samimi olarak inanıyoruz. Millet de senin yanındadır, ispata hacet yok. Allah bu millete ve sana birçok ders ve fırsat bahşetmiştir. Bu bile senin memur olduğun, sen yapamazsan da yapılması bütün Müslümanlara ihtar edilen vazifenin Allah’ın muradı ve zamanın zarureti olduğunu gösterir. Artık iflas etmiş batı ve batıcı düzen yerine Hakkın muradına muvafık bir nizam için faaliyete geçilmesi şarttır.

Yıllar önce İbda Mimarı sormuştu, “halk İslâm dışı bir şeyi seçerse kabul mü edeceksin” diye… Evet, kabul mü edeceğiz? Müslüman ecdadımızın kılıcıyla fethedip bize miras bıraktığı bu vatanı “ne yapalım artık insanlar Müslüman olmayı değil olmamayı seçti” deyip onlara mı terk edeceğiz?

Bu milletin evlatlarının global-seküler sapkınlığın bombardımanı altında daha da ezilip deforme olmasını ve demokratik yollardan İslâma “hayır” diyecek hale gelmesini bekleyemeyiz, bekleyemezsin. Dinini ve istiklalini değil de nefsini ve hazlarını tercih eden ve buna tehdit olarak gördüğü İslâm’a karşı Amerikan işgaline bile razı olacak hainlerin türeyip çoğalacağı iklim budur. Hal böyleyken demokratik şartlar, özgürlükler ve hizmet üçgeninde bir gün sana ve bize hayır demelerinden korkmalıyız, korkmalısın.

İşte geldiğimiz nokta budur. İflas etmiş düzeni değiştirip Hakkın istediği hayatın yaşanacağı nizamı inşa etmek yahut yok olup gitmek arasında bir berzah. İslâm, nasıl bir hayat emretmişse buna uygun yaşamamızı sağlayacak bir tatbik fikri, bir ideolocya manzumesi, bir dünya görüşü, bir sosyal ve siyasî nizam projesi elimizde. İki büyük mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek ve Salih Mirzabeyoğlu tarafından inşa edilen Büyük Doğu-İbda fikriyat ve sistemi elimizin altında.

Cümle emperyalistlerin ve hainlerin hedefi olan bir devletin başındasın. Cümle Müslümanların umudu, duası ve İslâm’ın son kalesi olan bir devletin başındasın. İç ve dış dengeleri gözetmeden hareket edemezsin, bunun biz de farkındayız. Ama artık geldiği gibi gitmez bu iş. İngilizce bildiği için yabancı basını takip edip oradan araklamalar yapan, batıcı üniversite tahsiline dayanarak mihraksız sosyolojik çözümlemeler(!) yapan, sen ne yaparsan anlamadan buna güzellemeler yapan ve yaptığın hiçbir şeyin içini dolduracak sağlam fikri alt yapıya sahip olmayan ufuksuz köşe yazarları ve içlerinde gerçekten işe yarar adamların var olduğunu umud ettiğimiz -var mı bilmiyoruz- danışmanların görüşleriyle buraya kadar. Demokrasi ve muvazaa arayışıyla varılacak son nokta budur. En kötüsü düşman da bunun farkındadır.

Bu şartlar altında ne yapmak istiyorsun? Bunca emekten sonra her şeyin bir seçimle alt üst olmasını istemezsin. Demokrasi popülizm ister. Peki, hangi popülizmle her seçimi kazanabilirsin? İbda Mimarı’nın mealen, “şartlar Türkiye’yi tarihi misyonunu ifa etmeye zorluyor” sözünü hatırlatırım. Şartlar Türkiye’nin başkanı olarak en çok seni zorluyor. Her türlü fırsat ve teşebbüs gücü senin elinde. Artık eski paradigma üzerinden giderek kör topal devam eden statükonun yürümeyeceği açıktır. İç ve dış, tabii ki özellikle dış şartları gözeterek, ne yapman gerektiği meydanda. Her zor karşısında tabanları yağlayan, menfaatinden başka bir şey düşünmeyen, vicdanı yalama olmuş adamları kullandıysan ne ala, ama 31 Mart onların da son kullanma tarihi olarak kayda geçti. Onlarla bu saatten sonra hiç bir şey başaramazsın. Hâlbuki Müslüman halk, yani bu devleti ayakta tutan, açken bile fedakârlık yapan, sen istedin diye bir avuç dolarını bozduran, tankların altında ezilen, partili kodamanlar tarafından adam yerine konmadığı halde şu memlekette adam olarak tek seni gören millet senin yanındadır. Kurtuluş reçetesi olarak da Büyük Doğu-İbda fikirler manzumesi elinin altındadır. Karar senin, takdir de Allah’ındır”

DipDalga.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.