SON DAKİKA

ABD İLE GÜVENSİZ BÖLGE!..

DÜNYA, GÜVENLİK, SİYASET, YORUM & ANALİZ

MÜŞTEREK HAREKAT MERKEZİ!..

GÜVENLİK, YAZARLAR, YORUM & ANALİZ

FRANSIZ LE POINT, YENİNDER BAŞKANI BURAK ÇİLELİ’Yİ CIA ve MI6’YA HEDEF GÖSTERDİ!..

Bu haber 12 Haziran 2019 - 21:38 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Fransız dergisi Le Point’in yazarlarından Pierre Jovanovic, kendisine ait internet sitesinde yazdığı yazısında, Burak Çileli’yi, Salih Mirzabeyoğlu’ndan sonraki İBDA-C’nin lideri olarak tanımlıyor ve ‘’CIA ve İngiliz İstihbarat Servisi MI6’nın hapiste görmek isteyecekleri biri’’ ifadelerini kullanarak, Çileli’yi Amerikan ve İngiliz istihbarat örgütlerine hedef gösteriyor.

Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye düşmanlığı ile tanınan, hatta Haziran 2018’de Le Dictateur (Diktatör) Erdoğan yazısını kapak resmi yapan, Fransa’nın en çok okunan dergilerinden Le Point’in yazarlarından olan Pierre Jovanovic’in,  Yeni Nizam Yeni İnsan Derneği (YENİNDER) Başkanı Burak Çileli ile gerçekleştirdiği röportaja ilişkin kendi internet sitesinde Çileli hakkında yazdıkları Burak Çileli’yi  çileden çıkartacak nitelikte.

Pierre Jovanovic, yazısında Burak Çileli’yi, Salih Mirzabeyoğlu’ndan sonraki İBDA-C’nin lideri olarak tanımlıyor ve ‘’CIA ve İngiliz İstihbarat Servisi MI6’nın hapiste görmek isteyecekleri biri’’ ifadelerini kullanarak, Çileli’yi Amerikan ve İngiliz istihbarat örgütlerine hedef gösteriyor.

Hatta ‘’Hürriyet Gazetesi’ne göre, güvenlik uzmanları, Irak’ta ABD askerlerine saldıran ve ABD’nin El-Kaide’nin bir kolu olarak gördüğü Ensar El-İslâm ile İBDA-C’yi ilişkilendiriyorlar’’ ifadeleriyle Çileli’yi dolaylı olarak El-Kaide örgütü ile ilişkilendiriyor.

‘’Jovanovic ile; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Necip Fazıl Kısakürek ve çile dolu hapishane hayatının ardından 2014 yılında serbest bırakılıp 2018 yılında kaybettiğimiz büyük mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu hakkında röportaj yaptık.

Jovanoviç, çalıştığı kuruma ve kendisine yakışır tarzda röportajı, içinde biriktirdiği Türk ve İslam düşmanlığını da ekleyerek bambaşka bir mecraya çekmiş.

Üstat Necip Fazıl’ı, Paris’te geçen öğrencilik hayatından sonra ülkesine döndüğünde modernizmden kopup, yasaklanmış sufizm disiplininden bir Şeyhin tesiri altına giren bir gerici olarak tanımladıktan sonra Üstat Mirzabeyoğlu’nu ve şahsımı El-Kaide ile ilişkilendirmiş. Hatta bununla yetinmeyip, şahsımı CIA ve MI6’e hedef göstermiş’’ diyen Çileli, şöyle devam etti:

‘’Batılı emperyalistlerin misyonu budur. Onlar bugün Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği misyon kendi misyonlarıyla bağdaşmadığı ve Erdoğan’ın her geçen gün kendi halkı ve Batı üzerinde misyon dönüştürücü bir etkiye sahip olduğu için rahatsızlar. Jovanovic ve benzeri kişiler bu yüzden Tayyip Erdoğan’ı ve Türkiye’yi çok yakından takip ediyorlar. Ama Jovanoviç’e de söylediğim gibi; İstikbal, İslamındır.’’

DipDalga.com

İşte Jovanoviç’in yazdığı skandal yazı:

Radikal İslâmcı Türk İBDA-C’nin lideri ile “gece yarısı ekspresi” çıkışı buluşma

İstanbul sayesinde, kadınların saçlarının serbestçe havada uçuştuğu ve arkadaşları ile el ele yürüdüğü laik bir İslâm keşfettim. Suudîlerin Fransız halkını her gün kangren eden tamamen hoşgörüsüz ve agresif İslam’ından farklı bir Türk İslâmı. Size bir örnek vereyim; şehirdeki herhangi bir kafede bira sipariş edebilirsiniz. Ramazan ayında bile, Fransa’da da görülebileceği üzere, gündelik hayatta büyük bir değişiklik gözlemlemedim. Kısacası Türk İslâmı, Suudîlerin ve Sarcelles, Nanterre ve Grigny’deki küçük uyuşturucu şeflerinin yaymak istediklerinin aksine, bizim alışkanlıklarımızla uyumlu; işgalci ve iki yüzlü değil.

Nasıl olduysa kendimi, Türkiye’de daha radikal bir Türk İslâmını savunan ve bundan dolayı modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk adına daha önceki hükümetler döneminde yönetim tarafından hapse atılmış biri olan Burak Çileli ile bir arada buldum. Önceki yönetimin bu tür fikirler taşıyanlara karşı hiç şakası yoktu!

O gün başlangıçta bu görüşmenin öneminin pek farkına varamamıştım.

“Yazar ve politik şahsiyet Salih Mirzabeyoğlu ve ben, düşüncelerimizden dolayı hapse atıldık” diye anlatıyor Burak Çileli; 1998’de tutuklanan Salih Mirzabeyoğlu’nun (gerçek adı Salih İzzet Erdiş) İslâmî vizyona sahip olmayanlara saldırı ve şiddeti savunan İBDA-C’nin kurucusu olduğunu unutarak!

Onun grubu 2003’te HSBC, İngiliz Konsolosluğu, medyaya (bir TV kanalı), kilise ve sinagoglara saldırılar düzenlemeye devam etti. İstanbul’da alkollü içki servisi yapan bazı kafelere de saldırdılar. Kısacası, çocuklar korosu! Çileli, “hoşgörülü bir İslâm’ı savunuyoruz” diyor!!!

Hoşgörü tanımlarımız aynı değil anlaşılan!

Hürriyet Gazetesi’ne göre, güvenlik uzmanları, Irak’ta ABD askerlerine saldıran ve ABD’nin El-Kaide’nin bir kolu olarak gördüğü Ensar El-İslâm ile İBDA-C’yi ilişkilendiriyorlar.

Muhatabımın yol arkadaşı ve fikir babası meşhur Salih, ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı. Ancak 23 Temmuz 2014’te birdenbire hapisten çıkartılıp hemen arkasından 29 Kasım 2014’te Saray’a davet edildi. Bu gelişme, köktenci İslâmcılara yönelik bir mesajdı. Bunlar, ayrıca 15 Temmuz 2016 darbesinde, camilerden harekete geçerek tüm Müslümanları isyana davet edip CIA kuklalarının hakkından gelenler.

Erdoğan temkinli bir karaktere sahip. (Rabia işareti yaparak Müslüman Kardeşler’e de göz kırpıyor hep.) Hepsinden önemlisi vizyon sahibi biri: Mirzabeyoğlu ile bu görüşmesi olmasaydı, belki de darbe gecesi Türkiye’nin sonu farklı olacaktı!

Kesin olan bir şey varsa, o da Erdoğan’ın koruyucu bir meleğe sahip olduğu.

Mayıs 2018’den bu yana öbür dünyada olan Salih’ten sonra, sağ kolu olan Burak Çileli, kendisinden böyle bir şey duymadıysam da, eğer doğru anladıysam fiilî olarak İBDA-C hareketinin başında; CIA ve İngiliz İstihbarat Servisi MI6’nın hapiste görmek isteyecekleri biri. (Çileli, bu videoda Türk televizyon kanalında liderinin ölümü hakkında konuşuyor: https://www.youtube.com/watch?v=E7afoBZUcF4)

Enteresan bir ayrıntı: Onu da cezaevinden çıkaran, yine Erdoğan.

Çileli: “Ben modernizme ve dinde reforma karşı olan Sünnî ve sufî geleneğe mensup farklı bir İslâmcıyım. Fransız Müslümanlarına sesleniyorum; İBDA ideolojisi, geçerli tek reçetedir. Legal olsun veya olmasın diğer gruplar, size politik yahut ideolojik bir model sunamazlar. Bizim ideolojimiz Mirzabeyoğlu’nun yazdığı 67 kitapta bulunmaktadır. Ayrıca, Mirzabeyoğlu’nun üstadı, bugün birçok Türk’ün de takipçisi olduğu, Bergson’un öğrencisi Necip Fazıl’ı da anmak isterim. Erdoğan da konuşmalarında sık sık Necip Fazıl’a atıfta bulunur.”

Çileli’nin bu sözlerine işaret eden bir örnek olarak Amerikalılar, Necip Fazıl’ın siyasetteki bu rolünü Amerikan Dünya Politika Dergisi’nde açıkça belirtiyorlar:

“Recep Tayyip Erdoğan’ın görkemli vizyonunun yavaş yavaş açığa çıkışı…

Necip Fazıl Kısakürek bir türk şairiydi. 1920’li yıllarda, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılıp, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin onun yerini aldığı sıralarda, Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe okurken, filozof Henri Bergson’un takipçisi oldu. Fakat eğitim hayatının sonunda kendini amaçsız hissetti.

Ülkesine geri döndüğünde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Batılılaşmacı takipçilerinin, İslâm’ı gerici ve kamusal alanda kökünün tamamen kurutulması gereken bir din olarak gören bakışından rahatsız oldu ve kendini onlardan uzak tuttu. Ağaç adında, muhafazakâr edebî bir dergi çıkarmaya başladı ve günlerini İstanbul’un bohem hayatı yaşayan kesiminde içki, sigara ve kumarla geçirdi. Yasaklanmış sufizm disiplininden bir Şeyhin tesiri altına girmesinden sonra Kısakürek, kendini İslâmcı olarak tanımlamıştır.” (“Erdoğan’ın İlham Perisi: Necip Fazıl Kısakürek  Ekolü” başlıklı makalenin devamını bu adresten okuyabilirsiniz: https://www.jstor.org/stable/43554882?seq=1#page_scan_tab_contents )

“Bizden önce” diye devam ediyor Burak Çileli, “İslâmî grupların bir programı yoktu ancak artık şimdi var. Batı bütün ideolojileri denedi, bir tek denemediği İslâm kaldı. Hatırlayın, Halifelik İstanbul’da düştü ve yine buradan doğacak. İstikbâl İslâmındır. İslâmî eskatoloji (tarihin sonu / son devir inancı) Yuhanna İncilinizdeki Apokalips’ten çok farklıdır!”

İnkâr edilemez; Batı için geriye kalan tek şey, artık kendini dönüştürmek.

Burak Çileli’yi dinlerken, İstanbul’da gözlemlediğim kadarıyla Türkiye İslâmının Batı’ya uyumlu olduğuna şahit oldum. Bir çok Türk kadınının da radikallerin bakış açısına göre “açık” giyindikleri İstanbul’da hayatın, kirli ve serseri dolu Paris’tekinden daha güzel olduğunu söylemek isterim. (Not: İstanbul’da tıpkı Viyana’da gibi, yerde yemek yiyebilirsiniz, çok temiz.)

Aynı zamanda da, bankacıların dünyanın kontrolünü bu derece ele geçirme ritminde olduğu günümüzde, bunun sonucunun büyük bir dinî devrime varabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Unutmayın ki François Hollande, Fransa’nın bir gün bölüneceğini açıklamıştı. Bir Fransız Cumhurbaşkanını bile bu kanaate getiren böylesi bir değişimde büyük bir rol oynayacak faktörün, Katolik dini olmayacağı ortadadır. Kiliselerin boş olmasından anlayabilirsiniz bunu.

Erdoğan’ın Müslüman okulları açmak istediği Fransa’da, Macron’un ve onun Amerikalı ve İngiliz dostlarının dayattığı ultra-liberal kapitalizmin vahşiliği,  (Suudîler, Katarlılar ve Faslılar vb.’nin de desteğiyle) birincil savunma hattı olan radikal İslâmın yayılmasıyla sonuçlanacak!

Batı politikalarının ölmesi ve buna boyun eğmesi, sadece bir zaman meselesi!

Ancak Türkiye için İslâm’ın şu anda olduğu gibi kalacağını ummaya cüret ediyorum. Zira köktenci İslâmî gruplar, doğrudan veya dolaylı olarak iktidarı ele alırlarsa, ülke çehresini değiştirecektir!

İyi haber şu ki, Erdoğan halefini atamış gibi görünüyor: MİT’in şu anki başkanı Hakan Fidan, kesinlikle ılımlı bir çizgide izlenimini veriyor.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.