KORE’DE ÖLEN ASKERLERİMİZ ŞEHİT Mİ OLDU?.

Bu haber 21 Şubat 2019 - 23:23 'de eklendi ve kez görüntülendi.

II. Dünya Savaşı’nın ardından ‘Komünist’ Sovyetler Birliği, ideolojik ve fiziki anlamda dünya coğrafyasına yayılmaya başladı

Mesela sadece bir örnek olarak 27 Şubat 1948’de Komünistler ‘Kızıl Ordu’nun da desteğiyle Çekoslovakya’da yönetimi ele geçirdiler.

TRUMAN YARDIMI GELİYOR..

Bu beklenmedik durum, ABD-Vatikan cephesi tarafından memnuniyetsizlikle karşılandı. 1950’ye gelinirken Komünizm aleyhtarı kampanya tüm dünyada hız kazandı. 5 Nisan 1948’de ABD Başkanı Truman yardım planını imzaladı. Fransa, Avusturya ve İtalya’ya gönderilecek malzemeler gemilere yüklenmeye başlandı. Bu gelen yardımlardan Yunanistan ve Türkiye’de nasibini alacak; dolayısıyla Komünizmle mücadeleye daha aktif katılım sağlayacaklardı.

KOMÜNİZMLE MÜCADELE DERNEKLERİ..

5 Haziran 1948’de İstanbul’da Birinci Komünizmle Mücadele Derneği kuruldu. İlk kongresini 30 Ekim’de yapan dernek, ilerde aynı adla kurulacak iki derneğe daha ilham verecekti.

VATİKAN, KOMÜNİSTLERİ AFOROZ EDİYOR..

1949’da dünyadaki milyonlarca Katolik’e kendi dinleri ile Komünizm arasında seçim yapmaları ihtar ediliyordu. 12 Temmuz akşamı bir açıklama yapan Vatikan, Papa XII. Pius yönetimi altında Komünizme savaş ilan edildiğini açıkladı. Açıklamada, ‘bilerek ve serbestçe’ Komünist partilere üye olan ya da destekleyenlerin aforoz edileceği tehdidi savruluyordu.

RUMLAR, YUNANİSTAN’A BAĞLANMAYI OYLADI..

Bu dönemde Türkiye’yi yakından ilgilendiren dış politik gelişmeler de Komünizm gölgesi altında değerlendirildi. 1950’nin ilk günlerinde Kıbrıs bir bomba gibi gündeme düştü. İngiliz idaresindeki adadaki Rumlar, 15-22 Ocak 1950 tarihleri arasında Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’nin yönlendirmesiyle adanın Yunanistan’la birleşmesi (Enosis) konusunda sandık başına gittiler ve Enosis’e yüzde 96 destek verdiler. Adadaki Türk varlığına karşı baskılar had safhaya ulaşmış, üstüne bir de Yunan gazetelerinin menfi yayınları eklenmişti.

KIBRIS’A NİYET, KORE’YE KISMET!.

İstanbul’da da MTTB önderliğinde mitingler düzenleniyor, Kıbrıs’taki olayların bir Komünizm tertibi olduğu ileri sürülüyordu. “Kıbrıs’ı aldığımız fiyata veririz”, “Atinalı! Vakitsiz öten horozun başını keserler”, “Megalo İdea’yı Sakarya’ya gömdük”, “Arş yiğitler vatan imdadına”, “General Kanatlı hazırız” sloganları arasında ilk mitingler başlamıştı. Kıbrıs Türkiye için önemliydi. Yurtdışına asker gönderilmesi ilk kez bu vesileyle gündeme geliyordu. Genelkurmay’da askeri harekât planları yapılmış olsa da Kıbrıs’ın statüsünün belirsizliği ve İngiliz egemenliğinin devam ediyor olması, dönemin şartları içerisinde Türkiye’nin elini kolunu bağlıyordu. Neyse ki Genelkurmay’daki bu planlar çöpe gitmeyecek, Kore’ye yönelik planlara dönüşecekti.

DEMOKRAT PARTİ İKTİDARA GELİYOR; KORE SAVAŞI PATLIYOR..

Rumların silme Komünist oldukları propagandası ve Kıbrıs bahanesi ile Türkiye’deki ‘bir avuç’ Komünist baskı altına alınıp vatandaşın Milliyetçilik duyguları köpürtülürken, 14 Mayıs 1950 Genel Seçimleriyle Türk siyasi hayatında adına ‘çok partili’ denen yepyeni ‘Demokratik’ bir dönem başlıyor; CHP 27 yıllık iktidarını Demokrat Parti’ye (DP) devrediyordu. Yaklaşık 40 gün sonra 25 Haziran 1950’de Sovyetlerce desteklenen Kuzey Kore kuvvetlerinin Güney’e saldırdığı haberi gelmiş, Uzakdoğu birdenbire karışıvermişti.

15 BİN KİLOMETRE ÖTEDE NE İŞİMİZ VARDI?.

DP iktidarı döneminde hükümetin dış politika tercihlerinde de dünyada yaşanan Soğuk Savaş’ın izleri belirleyici olacaktı. Nitekim Adnan Menderes döneminin ilk icraatlarından biri, ayağının tozuyla Kore’ye asker göndermek oldu. 25 Temmuz 1950’de Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Kore’deki savaşa katılmak üzere BM’nin emrine 4500 kişilik bir Türk askeri gücünün verilmesi kararını aldı. Mehmetçik asırlar sonra 15 bin kilometre öteye sefere çıkıyordu. Zamanla sayısı 15 bin kişiye ulaşacak Türk Tugayı’nın bini subay yaklaşık beş bin kişilik ilk kafilesi Eylül sonunda yola çıkarıldı.

CHP, MIRILDANMAKLA YETİNDİ..

1924 Anayasası’na göre savaş kararını Meclis’in vermesi gerekliydi. Ancak DP bunun bir ‘İlan-ı Harp’ olmadığında; bu kararın bir ülkeye savaş açmak anlamına gelmediğinde ısrar etti ve Meclis kararına gerek olmadığını savundu. Asker gönderme kararı TBMM’de ancak 10 Aralık 1950’de onaylanabildi. Karar, aşırı sol çevrelerin dışında ciddi bir tepkiyle karşılaşmadı. CHP, kararın, sadece usulen Meclis’e gelmesi gerektiğini mırıldandı. O kadar..

SONUÇSUZ SAVAŞTA 1 MİLYON ASKER ÖLDÜ..

1950 – 1953 yılları arasında üç yıl sürecek Kore Savaşı’na asker gönderilmesi bazı çevrelerce ‘mübarek’ bir ‘gaza’ olarak lanse edildi. Askerlerinde katıldığı toplu namaz ve dualarla uğurlanan Mehmetçik, Kore’de Komünist güçlere karşı ‘kahramanca’ mücadele ederek ‘dünya barışı’na katkıda bulunacaktı. Türk Birliği, tamamına yakını subay, astsubaylardan oluşan bin civarında kayıp ve binlerce yaralıyla dönerken, hiçbir sonuç çıkmayan karşılıklı kıyımda her iki taraftan toplam 1 milyon civarında asker hayatını kaybetti bir o kadarı yaralandı.. Birçok askerin cenazelerine bile ulaşılamazken, geri dönenler ABD güdümündeki Türk hükümetince ‘gazi’ ve ölenler ‘şehit ilan edildi.

SÜİSTİMALCİ KOMÜNİSTLER HİÇ SAMİMİ DEĞİLLER..

Ortada büyük bir trajedi vardı; bunu kullanmayı ise yine Komünistler akıl etti. Bir grup Komünistin kurduğu Barış Severler Cemiyeti, Kore’ye asker gönderilmesini ve savaşı kınadı. Dernek Başkanı Behice Boran ile Genel Sekreteri Adnan Cemgil bu tavırları nedeniyle mahkemeye verildiler. Solun ‘savaş karşıtı’ bu duruşu ‘doğru’ gözükse bile ne kadar samimiydi?. II. Dünya Savaşı sıralarında Şefik Hüsnü’nün önderliğindeki yasadışı TKP ile sol cephenin büyük kısmı, Türkiye’nin Sovyetlerin yanında savaşa girmesi için adeta yırtınıyor; Hükümetin ‘yansızlık’ politikasına açıkça karşı çıkan bu çevreler ‘Anti-faşist çevreler’ söylemiyle Sovyetler adına kulis faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Sovyetler de İngiltere ile birlikte açıktan Türkiye’ye baskı yaparak Almanya’ya karşı savaşa girmesini istemişti.

NAZIM HİKMET’TEN MEHMETÇİĞE ‘TESLİM OL!’ ÇAĞRISI..

Demokrat Parti’nin (DP) iktidara gelmesi ile cezaevinden çıkan ve soluğu Moskova’da alan Nazım Hikmet de, cephenin Komünist tarafına ziyarete gidiyor ve “Mehmetçiğe Mektup” isimli bir şiir yazarak, Türk askerinin Komünist birliklere teslim olmasını şu ifadelerle istiyordu:

“Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?.

Bilmeyen var mı? Yaktınız ekinleri, şehirleri uçurdunuz.

Ve onların en ucuz ölüm aleti sendin Ahmet..

Ne halt edeyim? deme, Ahmet teslim ol.

Haneni, köyünü, memleketini seviyorsan şu kadarcık teslim ol.

Seni, celebe satanlarasöylenecek bir çift sözün varsa Ahmet, teslim ol.

Yitirmedinse insanlığını, çoluk çocuk naşıyla dolu bir çukurda, teslim ol.

Biz Türkler yiğitizdir. Yiğitliğin zerresi kaldıysa sende, teslim ol.

Teslim ol ananın başı için, teslim ol Türk halkı adına,

Ahmet, kardeşim, kardeşlerine teslim ol”

NATO’YA KATILMAYA TEK BİR VEKİL KARŞI ÇIKTI!.

Türkiye Kore’ye asker gönderme kararını, NATO’ya üye olabilmek için almıştı. Bu Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmesinde en etkili unsur oldu. Ama bir sorun vardı; sadece NATO’nun bizi ‘kabul’ edecek olması yeterli olmuyor, TBMM’de de Türkiye’nin NATO’ya girişinin onaylanması gerekiyordu. 18 Şubat 1952’de TBMM’ye getirilen tasarının oylamasına geçildi, ancak tüm oylar ‘kabul’ çıkmadı. Oy kullanan 410 milletvekilinin içinden, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı ve CHP Muğla milletvekili Nadir Nadi dahil CHP milletvekillerinin tamamı ‘kabul’ oyu verirken bir tek kişi, DP Seyhan milletvekili Cezmi Türk, Türkiye’nin NATO’ya girmesine ‘karşı oy’ kullandı ve bu kararı şiddetle eleştirdi. Ancak 409’a karşı 1’in ne önemi olabilirdi ki?.

NATO’YA GİRMEKLE BİRLİKTE GAVURLAŞMAYA BAŞLADIK!.

Hükümet Kore’ye asker göndermesinin karşılığını 24 Eylül 1951’de aldı. 12 NATO üyesi ülke Türkiye’nin NATO’ya girişine oy birliği ile onay verdi. Türkiye bu kararın ardından Komünist bloğa karşı daha cesur tavır koyabilmesinin yanı sıra, birçok doğu ve İslam ülkesine karşı da Batının yanında yer aldı. 1951’de Süveyş Kanalı’nda yaşanan Mısır-İngiltere çatışmasında İngiltere’yi; 52’de Cezayir’in bağımsızlık isteği karşısında Fransa’yı; İran’da Antisömürgeci Musaddık yönetiminin karşısında İngiliz-Amerikan ittifakını destekledi.

Emir İmamoğlu / DipDalga.com

Emir İmamoğlu
Emir İmamoğlu dusuncevakti@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.