“SADECE KUR’AN’A BAKARAK SAHİH BİR EVLİLİK BİLE YAPILAMAZ!.”

Bu haber 29 Temmuz 2018 - 21:08 'de eklendi ve 3.046 kez görüntülendi.

Sünnet-i Seniyye’nin önemine dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu eski Uzmanı Dr. Ahmet Gelişgen, konuya ilişkin bir makale kaleme alarak, kişisel sayfasında ilgililerin dikkatine sundu.

Adnan Oktar başta olmak üzere birtakım şarlatanların, İslam’ın tüm kıymet ve müktesebatını yok etme ve Kur’an-ı Kerim’i kafalarına göre yorumlayabilme maksadıyla ürettikleri ve arkasına gizlendikleri “Kur’an bize yeter” söyleminin ne kadar içi boş bir slogan olduğu bir kez daha ortaya kondu.

Sünnet-i Seniyye’nin önemine dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu eski Uzmanı Dr. Ahmet Gelişgen, konuya ilişkin bir makale kaleme alarak, kişisel sayfasında ilgililerin dikkatine sundu.

Makalesinde, “Hadisleri/sünneti inkâr eden bir kişi, sadece Kur’an’a bakarak sahih bir evlilik bile yapamaz!.” şeklinde çarpıcı bir tespite yer veren Dr. Gelişgen, özetle şunları kaydetti:

“Tarihte “Kur’âniyyûn”, “dinde delil olarak sadece Kur’an’ı kabul ederiz, sünnet de dahil olmak üzere, başka hiçbir şeyi dini delil olarak kabul etmeyiz” diyen ve bu düşüncesiyle itikadi sakatlığa düşen bir fırkadır. Bu anlayışın savunduğu dini anlayışa, “Kur’an İslamı” denmektedir. Bu kavramın bünyesinde yer alan “Kur’an” sözcüğü, ilk bakışta bu anlayışın iyi bir akım olduğunu zannına sebep olur. 19. yüzyılın ikinci yarısında Hindistan’da Seyyid Ahmed Han tarafından ortaya atılan bu akımın etkilerinin hala devam ettiği anlaşılıyor. Şöyle ki: “Kur’an İslamı” saçmalığını aleniyetle savunan bir yazı, geçtiğimiz günlerde/aylarda hiç de beklemediğimiz bir sitede yayınlandı. “Kur’an Yetmiyor mu?” başlığıyla çıkan yazıda,“Kur’an dışında sünnet de dahil, dini hiç bir metnin kutsal ve geçerli dini delil olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Buna gerekçe olarak da güya sünnetin bugüne kadar korunamadığı iddiası ileri sürülmektedir. Buradan hareketle Yazar, sünnet’in dini bir kaynak olarak kabul edilmesini, “Allah’a yalan isnad etmek ve Kuran’ı yetersiz bulmak” olarak kabul etmektedir. Yazar’ın bir yanda sünnetin korunamadığını iddia etmesi, diğer yanda ise savunduğu tezi desteklemek için, modernistlerin hurafe(!) hadis kitabı olarak niteledikleri “Râmûz”dan bir hadisi delil olarak göstermesi, perhiz yanında lahana turşusundan daha beter bir durumdur.

Baştan sona çelişki ve mugalatalarla dolu olan yazıda, edep sınırları da epey zorlanmış görünüyor. Zira yukarıda belirtildiği gibi yazıda, imanının gereği olarak sünnet’i dini bir delil olarak kabul eden Müslüman, “Kur’an’ı yetersiz bulmakla” suçlanmaktadır. Sünnet’in, Kuran’ı açıkladığını veya yerine göre müstakil hüküm de koyabileceğini kabul edenler ise“Allah’a yalan isnad etmekle” suçlanmaktadır. Müsteşrikler bile bunu böyle açıkça söylemek yerine, kırk dereden kırk su getirerek usturuplu bir tarzda söylerler. Böylece zehirleri de fark edilmez.

Sünneti korumaya gelince, Allah Teâlâ Kur’an’ı kıyamete kadar korumayı vâd ettiğine göre, bununla kastettiği dinini korumaktır. Sünnet, dinin olmazsa olmaz bir delilidir. O zaman dinin ana kaynağı olarak Allah Teâlâ, sünneti de korumayı vâd etmiş demektir. Kur’an’ı korumaya gücü yeten Allah’ın, sünnet’i korumaya gücü yetmeyecek midir? Hâşâ!

“Kur’an İslamı” denen küfür bir düşünceyi kabul edenler, en kısadan, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, zenginse haccetmiyor, cenaze namazı kılmıyor ve kıldırtmıyor ve boy abdestini de yanlış alıyor demektir. Çünkü Kur’an’da bunların nasıl yapılacağına dair hiçbir bilgi yok. Sünneti inkâr edenler, taklit yoluyla bu ibadetleri yapacak olsalar şayet, yaptıkları o ibadetleri de kabul olmaz. Çünkü inanmadığı işi yapıyorlar. İslam itikadında, iman olmadan amel kabul edilmez.

Hadisleri /sünneti inkâr eden bir kişi, sadece Kur’an’a bakarak sahih bir evlilik bile yapamaz. Hadislere bakmaz ve fıkhi birikimden yararlanmazsa, nikah akdinde şahitlik şartının olduğunu bulamaz. Zira Kur’an’da şahit gösterme emri, ticaret hukuku bağlamında gelmiştir (Bakara, 2/282). Bu nedenle İmam Şafii (r.aleyh), bu ayette belirtilen “şahitliğin gerekliliği” hükmünün, nikah akdine taşınamayacağını kabul eder. Hanefi doktrin ise, bunun nikahtaki şahitlik için de geçerli olduğunu kabul eder. Nikahta şahitliğin gereğini açıkça ortaya koyan asıl delil ise hadisi şeriflerdir. Nikahta veli izninin gerekli olup olmadığıyla ilgili konuda da benzer şeyleri söylemek mümkün. Kısaca sünnet olmadan, Kur’an’da nikah akdinin şartlarını dahi ortaya koyamazsınız. Nikah akdinde şartlar ortadan kaldırılırsa, icap ve kabul mevcut olsa dahi, geriye “zina” dan başka bir şey kalmaz..”

Makalenin devamı için;

Kaynak: www.ahmetgelisgen.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.